Anadoluhisarı’nda bizim ahşap eve bitişik küçük ahşap evlerde yaşayan yüzyıllık iki kapı komşumuz vardı. Biri benim gitar almam için annemi razı eden Suat Hanım, diğeri de Naciye Hanım. Hala ayakta olan bu evlerin giriş kapıları, 1912 yılında Göksu Deresi’nin taşması sonrasında yükseltilen yol nedeniyle aşağıda kalmış vaziyette. Bu iki komşumuzun pencerelerinin önü her zaman rengarenk sardunyalarla donanmış olurdu. İki komşu da görmüş geçirmiş İstanbul Hanımefendisiydi. Biz çocuklara yaramazlıklarımıza rağmen hoşgörü ile bakar sevgilerini de esirgemezlerdi. Naciye Hanım’a yaz tatillerinde kalmaya gelen torunu Oğuz’la ilkokul dönemlerinde tanışıp arkadaş olmuştuk. Çeşitli oyunlar oynardık Oğuz ile. Gelincik sigarasının karton kutusundan ahize, aradaki bağlantıyı da uçurtma ipiyle yaptığımız telefon ile arka bahçede konuşurduk. O zamanlar Oğuz’un babaannesiyle röportaj yapmak aklımdan geçmiyordu tabi. Aradan yıllar geçtikten sonra Naciye Hanım Teyze’nin canlı bir tarih olduğunu fark edip bu konuşmayı gerçekleştirdim, yıl 1996 idi. Uzunca süre kasette duran bu konuşmayı yine komşulardan biri olan Okan Meriç çözümleyerek yazıya döktü. Böylece başkalarının da yararlanması yolu açıldı. Kanlıca ile ilgili bilgiler, işgal yıllarıyla ilgili bir çocuğun gözünden anlatılanlar ilginç oldu. Bu arada bunu örnek alarak Anadoluhisarı tarihi için bilgili sayılabilecek kişilerle böyle konuşmalar yapmayı planladıysam da yoğun işlerden gerçekleştiremedim. Bir kısmı da bu dünyadan göç etti. Hala kafamda birileri var. Babasından, dedesinden anlatılanları aktarabilecek kişilerle fırsat bulursam yapmayı düşünüyorum.

Nejat Yavaşoğulları 12 Nisan 2020 – Anadoluhisarı

  • Nejat Yavaşoğulları : Kaç yaşındayken Anadoluhisarı’na geldiniz?
  • Naciye Hanım Teyze : Ben mi? 14 yaşında falan geldim. Ama Kanlıca’da doğdum.
  • NY : O zaman sen bana bir kere demiştin ki; ben küçükken İngiliz, İtalyan askerleri…        
  • Naciye Teyze : Anlatacağım. Kanlıca’da iskelenin yanındaki yalı Şefik Bey’in yalısıydı. İstanbul Mebusu; o zaman “Mebus” derdik.
  • NY : Kaç senesi peki hatırlıyor musun bu seferberlik? Birinci Harb-i Umumî mi? (1. Dünya Savaşı)
  • Naciye Teyze : Evet evet! Harb-i Umumî evet. Yavuz da İstinye’nin havuzundaydı. Yavuz… Biraz çapraz düşüyor ama yalıdan bakınca böyle karşı karşı gibi geliyor. Biz de okula gidiyoruz geliyoruz. İngiliz işgal etmiş İstanbul’u. Neyin nesi biz bilmiyoruz. Tayyare gelirdi Arnavutköyü’nden doğru; böyle çaka çaka çaka gelirdi. Ben de çocuğum. Annem; “Naciye Naciye korkma! Tayyare geliyor.” derdi. Annem yalıda kapı kapı dolaşırdı; “tayyare geliyor, tayyare geliyor!” Hadi “hurraaa” aşağıda, kalabalığız çok kalabalığız. Şefik Bey’in iki oğlu var. Bir dairede bir oğlu oturuyor. Çoluğunlan, çocuğunlan, karısıylan. Bir dairede onlar; hizmetçisi, ahçı hepsi var kalabalık. Aşağıda hamam vardı. Çarşı hamamı gibi. Hepimiz o hamama girerdik. Bebeler bile vardı. Bezlerini alırlar, çamaşırlarını alırlar hepimiz hamamda otururduk. Başlardı Yavuz’a top atmaya… (Yavuz Zırhlısı)
  • NY : Tayyare mi?
  • Naciye Teyze : Tayyare. O yalı böyle sarsılırdı…
  • NY : Yavuz da ona top atar mıydı?
  • Naciye Teyze : Eskiden evlere atma yoktu. Şimdi evlere atıyorlar, evlere de atıyorlar. Atar, o ona o ona atardı. Sabah olur bir de bakardık ki; -annem meraklı kadın- mutfak bahçedeydi. Yalıdan ayrıydı mutfak. Bir de asma vardı. Bütün o asmanın üzümleri yere dökülmüş, annem böyle etek dolusu şarapnel toplardı.
  • NY : Allah Allah!
  • Naciye Teyze : Bak. Sonra tayyare gündüz de gelirdi. Gündüz gelince biz çocuklarla koşuşurduk; bir o tarafa bir bu tarafa koşuşurduk.
  • NY : İngiliz tayyaresi değil mi?
  • Naciye Teyze : Evet. Tayyare işte. Yavuz atıyor, o atıyor, Yavuz atıyor o atıyor… Sonra, eşkıyalar şey etti, türedi.
  • NY : Kanlıca’da mı?
  • Naciye Teyze : Tabii. Hacı Muhittin Efendi vardır.
  • NY : Hacı Muhittin Efendi kim? Kanlıca’daki bir sokağın ismi şimdi Hacı Muhittin Efendi Sokak?
  • Naciye Teyze : Hacı Muhittin Efendi, Çubuklu’ya gidiyor o yol. (Kanlıca’da pazar kurulan sokak. Demek ki o zamanlar Çubuklu’ya sahilden değil o yoldan gidilirmiş)
  • NY : Evet.
  • Naciye Teyze : Yol üstünde büyük, Hisar’daki (Anadoluhisarı) sarı konak gibi bir evi var. (Bahsi geçen konak şu an İstanbul Barosu tarafından lokal olarak kullanılıyor) Ondan para istemiş eşkıyalar. Bu da vermemiş. Biz de yalıdayız ama hep yalıda. Vermeyince bunun bahçesinde, Ramazan’da namaz kılarmış erkekler bahçede, kadınlar da içerde. Annem bir gün dedi ki evin hanımına; “Ben” dedi “Ramazan, Naciye’yi alıp komşuya gideceğim” dedi. O Hanım da dedi ki; “İyi ya” dedi “Arka kapıdan git” dedi anneme. Annem beni aldı arka kapıdan gittik. Gittik ama böyle sokak içi… Ev de bahçe içinde. Tam gittik, o gittiğimiz evdeki annemin tanıdığı yok. Tam sokağa geldik, aman Nejat bir silahlar, bir el bombaları atılıyor! Annem yere oturdu bana sarıldı. İstanbul eskiden böyle kalabalık değildi ki, annem bana sarıldı beni böyle kucağına aldı. El bombaları atılıyor.
  • NY : Nerede oluyor? O Kanlıca’nın pazar kurulan sokağı var; orada oluyor değil mi? Çeşme falan var.
  • Naciye Teze : Evet, Hah işte o çeşmenin orada bir kapı açıldı. Annemi tanımışlar. “Hatçe Hanım, Hatçe Hanım koş!” dedi. Annem beni aldı eve koştu. O eve. Ondan sonra ana baba gibi o sokağın içi camiiden çıkanlar, ahali. Hem Muhittin Efendi’yi öldürmüşler hem de bir polisi. O yoldan akan bir dere vardı. Böyle dere değil ama yağmur aktığı zaman… (Göksu Deresi) Orada hep herifler böyle sarıklı sarıklı, eşkıya kılıklı. Oraya hep siper olmuşlar. Koca da bir zili vardı. Yani böyle kapı açıldığı zaman ötüyor. Yani iskeleden duy öyle büyük bir şey! Tam namaza durmuşlar. Bahçede zerzevat dikerlermiş. Adamlar da içeride namaz kılarmış. Eşkıya “Bir dakika” demiş. Polis de demiş ki: “Namazı bitirelim ondan sonra muhabbet ederiz” demiş. Der demez silahı çekmiş hem polisi vurdu, hem Muhittin Efendi’yi.
  • NY : Aaa!
  • Naciye Teyze : Ertesi günü ikisinin de cenazesi kalktı. Hacıydı o Hacı Muhittin Efendi. Bir de annem usulcacık yalıdan içeri girdi. Kapıdan girdik içeri. Bir de bakalım ki herkes silahlarını almışlar, evin içinde yalının içinde dolaşıyorlar.
  • NY : Kim?
  • Naciye Teyze : Yalının sahipleri, Eşkıyadan korktular. Bunlar yalıda oturamadılar. Bir tanesi Beşiktaş’a taşındı. Böyle set üstünde bir ev. Oğlunun bir tanesi de çoluğunu çocuğunu aldı Erenköy’e gitti. O Beşiktaş’a giderken annem ile beni de aldılar. Orada oturuyoruz. Biz sonra geldik.
  • NY : Anladım. Beşiktaş’taki ev de ahşap ev miydi?
  • Naciye Teyze : Hayır kâgir evdi. Oraya gittik. Belki de ahşaptı hatırlamıyorum… Böyle balkonlu falan bir evdi. Yani görsem belki dermişim tadilat oldu bilmiyorum değişti, yıkıldı. Şimdi eşyalar gitti ama böyle ev eşyası değil, yatak yorgan giyim. Yalı; hem hanım-bey var hem de ayrıca bekçi var. Bir de baktık ki eşyalar motorla mı geliyor kayıkla mı bilmiyorum, devrilmiş, su içinde. İtalyanlar vardı o zaman.
  • NY : Nerede?
  • Naciye Teyze : İtalyan askerler  vardı. O İtalyanlar kancayla o eşyaları toplamışlar kapıya kadar getirdiler. Kapıya getirince ben korktum çocuklar da korktu. Böyle, sindik. Şapkaları böyle başka türlü onların. Eşyaları teslim edip gittiler. Annem dedi ki; “Gel Naciye yukarı çıkalım da balkondan bakalım.” Şimdi o kömür deposunun karşısında ev, set üstünde. Deniz kenarı. Yine kömür deposu mudur orası?
  • Nejat : Değil şimdi artık. Park oldu. (Kuruçeşme Parkı)
  • Naciye Teyze : Ha, arka tarafta kapısı var. Cadde. O zaman İstanbul böyle Nejat, çok tenhaydı.
  • NY : Kalabalık değildi tabii.
  • Naciye Teyze : Bir İngiliz askeri o kapının orada nöbet bekliyor ama gidiyor geliyor. Biz bakıyoruz annemle. Benim bunları gözlerim gördü. Peçesini indirmiş çarşaflı bir kadın, ama ellerini böyle pelerinin altına almış. Bir de kız çocuğu… 9-10 yaşında var yok bir kız çocuğu. O İngiliz askeri tuttu o kadını başladı öpmeye peçesi inik ama o kadın da ellerini çıkarmıyor. Böyle böyle başını çeviriyor. Ay annem bağırıyor kendi kendine; “Ay öpüyor!” diyor. “Ay Naciye öpüyor!” diyor. Kadın, ay it onu yere hiç olmasa kafası yarılsın. Ondan sonra şey etti yani bıraktı kadını. Kadın gitti. Şey yani ben fazla bir şey bilmiyorum. (utanarak)
  • NY : Şimdi Naciye Hanım Teyze senin annen baban nereliymiş?
  • Naciye Teyze : Annem Kandıra’da, Kandıra’da doğmuş, 7 yaşında gelmiş İstanbul’a. Babam İşkodralı (Arnavutluk).
  • NY : İşkodralı?
  • Naciye Teyze: Babam hastayken, böyle az hastayken İşkodra’ya gitmiş; Arnavut. Sonradan kalkmış gelmiş. Hastalanınca evde yattı. O Şefik Bey 3 tane doktor getirmiş. Onları bilmiyorum ben ufaktım. Hastalanmış babam.
  • NY : Sonra bu Anadoluhisarı’ndaki konağa mı gelmiş Hatçe Hanım Teyze?
  • Naciye Teyze : Evet, 7 yaşında dişlerimi burada çıkarmış annem. Konağın sahibi Melahat Hanım‘ı biliyorsun?
  • NY : Melahat Hanım’la onlar Şefik Beyler tanıdık mı?
  • Naciye Teyze : Yok yok tanıdık değil. İlgisi yok. Babam sonra almış evlenmişler Kanlıca’ya taşınmışlar.
  • NY : E bu konakla ilginiz neydi sizin?
  • Naciye Teyze : İşte annemiz yüzünden. 7 yaşında annem gelmiş buraya.
  • NY : Hımm burada büyümüş sonra evlenmiş babanla Kanlıca’ya gitmiş…
  • Naciye Teyze : Evet. Ağabeyimi Kanlıca’da doğurmuş.
  • NY : Peki Naciye Hanım Teyze sen hatırlıyor musun Kurtuluş Savaşı‘nı, İstiklal Harbi‘ni?
  • Naciye Teyze : Onu bilmiyorum. Sonra.
  • NY : Hani Gazi Samsun’a gidiyor. Onları biliyor musun?
  • Naciye Teyze : Şimdi biz sonra Beşiktaş’tan kalktık buraya geldik. Onlar yalıya gittiler. Ortalık sakinleyince biz de kalktık buraya geldik.
  • NY : Mütareke olduğu zaman belki?
  • Naciye Teyze : Ha belki. Başımızda erkek yok ki. Bilmiyoruz ki. Ben de o zaman işte 14 yaşında falan oldum. Kalktık buraya geldik.
  • NY : Sen şimdi kaç yaşındasın tam biliyor musun?
  • Naciye Teyze : 90
  • NY : Maşallah, 90 yaşındasın. Demek ki sen 1906’da doğmuşsun.
  • Naciye Teyze : Ha bilmiyorum ki tarihini. Onlar hesap ediyorlar. Derken Nejat, ben çok erken evlendim. Osman, ben 17 yaşında doğdu.
  • NY : Osman kaç yaşında şimdi?
  • Naciye Teyze : 73 yaşında.
  • NY : Osman! Hiç göstermiyor o. Hiç göstermiyor Osman Abi.
  • Naciye Teyze : Ben gösteriyor muyum? (gülüyor)
  • NY : Sen de göstermiyorsun.  Maşallah maşallah! (gülüyor)
  • Naciye Teyze : Sonra evlendik.
  • NY : Hımm. İsmail Amca’yı nereden buldun?
  • Naciye Teyze : İsmail, Gelibolu’da. Anne ölmüş, baba ölmüş, küçücük… Dayısı gidiyor Gelibolu’dan alıyor getiriyor.
  • NY : Bu evde mi oturuyordunuz?
  • Naciye Teyze : Hep bu, babamdan kalmaymış bu. Hep bu ev, hep bu ev. Doğdum bu evde, büyüdü çocuklarım hep bu evde.
  • NY : Ne güzel işte!
  • Naciye Teyze : Bahçeye de iki oda yaptık ya sonradan.
  • NY : Biliyorum.
Sağdaki ev; Naciye Hanım’ın Evi. Soldaki ev; gitar alabimeme vesile olan Suat Hanım evi.
  • Naciye Teyze : Derken, şey ne diyecektim? Mazhar vardı ya, Mazhar’ın babası vardı Selahattin? Ha, İsmail’i şeye verecekmiş, her daim söylerdi Allah rahmet eylesin. Vapurla gelirken Gelibolu’dan alıp da İstanbul’a gelirken, Kuleli’yi göstermiş. Bak demiş sizi demiş buraya vereceğim demiş, subay olacaksınız dermiş. Demek ki derdi “Kuleli’ydi” derdi. (Aslında İstanbul’dan vapura binip Anadoluhisarı veya Kanlıca’ya giderken Kuleli’yi görmüş olmalı)
  • Naciye Teyze : Sizi demiş buraya vereceğim subay olacaksınız. Askere gitmiş, gidince bizimki kalmış. Bir de abisi varmış. İki kardeş, ikisi de almış gelmiş okula ilk. Felek müsaade etmemiş askere almışlar. Askere alınca bunlar kalmış, kendi kendilerine büyümüşler. Balığa gitmiş oraya gitmiş, buraya gitmiş kendini yetiştirmiş bu. Selahattin diyor ki o Mazhar’ın babası “O kız” diyor. E ben de biraz yalı da büyüdüm, biraz terbiyeliyim. Sokak bilmiyorum filan. O zaman böyle at gibi sokaklarda gezen kızlar yoktu ki. “Bak” diyor “sana” diyor “o kızı alalım” diyor. “Aman Selahattin Abi” diyor İsmail, “O kızı bana verirler mi?” “Verirler verirler…” diyor. Abim de …… mektebinde okumayınca müvezzi (posta dağıtıcısı) oluyor. Müvezzi’den imtihana giriyor muhabere oluyor. Ağabeyimi de veriyorlar. Ağabeyim 38 yaşında öldü.
  • NY : Neden öldü?
  • Naciye Teyze : Verem oldu.
  • NY : O zaman hep verem oluyordu insanlar değil mi?
  • Naciye Teyze : Tedavi yok.
  • NY : Kaç senesi mesela hatırlıyor musun onları Naciye Hanım Teyze?
  • Naciye Teyze : 38-48-50 sene falan var. Ondan sonra evde de erkeğimiz yok. Annem tutuyor o çocuğa veriyor. Benim nikahım sizin bu evde oldu.
  • NY : Bizim ev, bizim ev kimindi?
  • Naciye Teyze : Melahat Hanım’ın, satmamıştı daha. Hani şimdi değiştirdiniz ya, aşağı odada eskiden imam nikahı öyle olurdu. Benim saçlarım uzundu. Buralara kadar, saçlarımı döktüler. Koltuğuma Kuran’ı verdiler, koltuğuma ekmek verdiler. İsmail Abi’n de kapının arkasında, imam geldi, benim nikahım o aşağıdaki evde oldu.
  • NY : Peki o zaman resmi nikah yoktu daha değil mi?
  • Naciye Teyze : Yoktu. Sonra çıktı sonra…
  • NY : Demek ki siz kaçta! 1923, Cumhuriyet ilan oldu falan o zaman evlenmişsiniz belki!
  • Naciye Teyze : Öyle derken Nejat, o da askere gitmedi.
  • NY : İsmail Amca mı?
  • Naciye Teyze : Askere gitmeden evlendi. Ben de şey… Şimdi evlendik tabii bir de bakarız ki, davul çıkıyor. O zaman askere davul ile… Ben bir ağlayıp kalkardım “askere alacaklar, askere alacaklar” Osman kucağımda küçücüktü. Ne bileyim ben! 5 aylık mı 6 aylık mı askere aldılar.
  • NY : İsmail Amca’yı… Osman 73 yaşındaysa, 73 sene önce 1920’de.
  • Naciye Teyze : Hah, tarihleri bilemiyorum. 4 sene askerlik yaptı.
  • NY : Nerede yaptı?
  • Naciye Teyze: Söyleyeceğim. 4 sene askerlik yaptı Ankara’da Atatürk’ün yanında.
  • NY : Ne güzel yerde yapmış ama!
  • Naciye Teyze : Hiç sorma, her daim; devlet kuşu kaçırdık. Hep vahlarım, üzülürüm. 4 sene! Atatürk de bunu o kadar sevmiş ki; görme hep anlatırdı oranın halini. O zaman Ankara’ya çiftliğine şey yapmışlar çiftliğe; ekin ekmişler. Macarlar gelmiş toplamış ekinleri. Bu da traktörlerle falan yardım edermiş. Atatürk de böyle bastonuyla seyredermiş bizimkini. Akşam üstü de sandalla gezdirirmiş İsmet Paşa’yı falan. Hepsini söylerdi anlatırdı bana. Rahatım iyi, rahatım… Tam 4 sene yaptı. Atatürk ondan sonra beklermiş onu, kayığı çekermiş, temizlermiş. Beklermiş, arabasına alıp köşke getirirmiş. İsmail ile beraber gelirlermiş. Şimdi o orada ağlıyor ben burada ağlıyorum 4 sene.
  • NY : Osman ufak?
  • Naciye Teyze : Ha, Osman tabi büyüyor artık. O da büyüyor. 4 yaşında geldi. Osman 4 yaşındaydı babayı tanımadı görünce.
  • NY : Öyle o zaman izine gelmek falan da yok Allah bilir?
  • Naciye Teyze : Yok, arada bir gelirdi. Kaç ay! Ama rahatım iyi. Oradan bize para yollardı. Bahşiş verirlerdi ya, o bahşişleri bize yollardı. Eskiden hiçbir yerden bir yardım yoktu ki. Abim, annem işte öyle geçiniyoruz. Beni çalıştırmadı ne abim ne annem, Allah’ı var. Derken, cahillik, kalsana orada. Ben gel diye ağlıyorum o orada ağlıyor. En nihayette; terhis oldu bu. İki buçuk ay sonra yerine adam geldi. Gelirken Paşa uyuyormuş. “Allah’a ısmarladık” diyecekmiş. Beklesene ertesi günü; işte o da can atıyor gideyim diyerekten…
  • NY : Dayanamamıştır, askerler öyle çünkü tezkere gelince acele ederler…
  • Naciye Teyze : Sonra şey etti, tabi çocuklarım büyüdü biraz, büyüdüler. Atatürk ölmeden birkaç sene önce, akşam üstü bizi aldılar. O Melahat Hanım falan bizi derede gezdiriyor. Bir de baktık Atatürk’ün motoru geldi dere ağzına. İsmail hemen ayağa kalktı selam verdi. Bilmiyorum söylerdi ama unuttum. Bir başkası mı İsmail’e böyle el etti. İsmail beni kayıkta bıraktı. Başka bir sandal buldu hemen oraya atladı, doğru gitti Atatürk’ün kayığına. Ama Ankara’da kayık ile gezerken resimlerini çekmiş. Burada tanıdıklar bir de baktım kapıyı çalıyorlar; “Bak İsmail’ in Ankara’da satıyorlarmış resimlerini”
  • NY : Kayıkçı da İsmail Amca?
  • Naciye Teyze : Ha, ondan sonra İsmail, Atatürk’ü, yanındakileri Göksu’ya götürdü. Rahmetli çok metheterdi Atatürk’ü. Böyle eğilirdi öyle konuşurdu; “Oğlum nasılsın?” diye. “Sen” demiş, “Ne zaman? Niye haber vermedin bana? Hangi tarihte geldin?” Paşam demiş; “Uyuyormuşsunuz, rahatsız etmedim.” demiş bu da. Sonra hatta “Sandal senin mi?” demiş. “Benim” demiş. Hatta burada dedilerdi; “Niye benim diyorsun? Belki sana kayık alır.” “Ben” derdi, “Yalan söylemem.” derdi. O da rahmetli baban gibi çok doğru bir adamdı, iyi bir adamdı, kocam…
  • NY : Allah rahmet eylesin.
  • Naciye Teyze : Allah rahmet eylesin. İşte böyle oldu Nejat’cım.
  • NY : Peki siz o bizim İstiklal Harbi sırasında bu İstanbul’da gene bir şeyler oluyor muydu? Kuvâ-yi Milliyeciler falan bir şey yapıyorlar mıydı?
  • Naciye Teyze : Şimdi ben o zaman aklım ermiyor. Bu Şefik Bey saraydan almış. Vahdettin’in mi ne! Şeysiymiş, karısıymış.
  • NY : Hımmm, anladım…
  • Naciye Teyze : Bu aldığı zaman, bir daha üzerine almam demiş. Ahdetmiş. Çok güzel bir karısı, ikinci karısı…
  • NY : Vahdettin’in bir şeysi oluyordu demek ki,
  • Naciye Teyze : Ha, ondan sonra bu isyan etmiş. Tekrar evlenince sarayda, yeniden dayanmış döşenmiş. Bu isyan etmiş. İsyan edince bu hanımı Yemen’e göndermiş. Kaç sene Yemen’de kaldı.
  • NY : Şefik Bey mi?
  • Naciye Teyze : Hanımı, hanımı. İkinci hanımı Yemen’de kalmış. Sonra bu Şefik Bey alınca yalıya, yalıda oturuyordu hanım. Yani oğullarının üvey anneleri oluyor. Arada beni alırdı Çırçır’da evleri vardı. Ben de çocuğum, beni alır yanına, o Çırçır’daki eve giderdik. Saray eşyaları, orada kaç sene Yemen’de kalmış. Sonra beni alır alır Eminönü’ne giderdik. Asker çok perişandı, Nejat! Biz buraya geldik de bu İsmet’in annesi falan Allah rahmet eylesin, hep anlatırlardı. İsmet’in babası da askermiş o zamanlar. Bu yokuşun orada evler vardı ya şimdi yıkıldı. Ah orayı hep askere vermişler. “Ah!” derdi, karınları bozuk; “Siz bir şey görmediniz yalıda.” derdi bana. İsmet’in annesi, anneme anlatırdı. “O, görsen askerlerin karınları bozuldu. Hep yokuşta yatarlardı.” derdi. Sabaha kadar bu yokuşlar kir içinde o karınları bozulmuş, lök gibi olmuş. Asker ziyanlığı, seferberlikte çok asker ziyan olmuş.
  • NY : Evet.
  • Naciye Teyze : Sonra büyüdü bunlar; Osman, Fikret büyüdü. Daha evlenmemişlerdi ama. Aldı bizimki köyüne götürttü.
  • NY : Gelibolu’ya?
  • Naciye Teyze : Ha, köyden mektup geldi bize. “İsmail” dediler, “Senin burada babandan kalma yerler var. Gel sahip çık” diyerek. Bizimki de aldı, şey etti…Deniz kenarı bu Küçüksu gibiydi. Bilmem kaç dönüm yer.
  • NY : Evet.
  • Naciye Teyze : Şeyini de verirdik, ev vergisini de verdik biz senelerce. Adamlar orayı tutmuşlar zaptetmişler. Mahkeme mahkeme, Fikret  çok uğraştı. Fakat biraz geç davranmış. O zaman da Gelibolu’daydı askeriye de. Tabii mahkeme orada oldu. Herhalde biraz da uydurdular kaybettik mahkemeyi Nejat.
  • NY : Anladım. Peki ben şeyi merak ediyorum bir de Naciye Hanım Teyze; bu yol var ya, bu eskiden bu yol bu kadar yüksek değildi herhalde değil mi?
  • Naciye Teyze : Annem derdi ki, bizim kapı böyle çıkardı yukarı. Dola dola böyle oldu derdi.
  • NY : Bir kere galiba bir sel gelmiş, bir kere sel baskını olmuş.
  • Naciye Teyze : O zaman abim ufakmış. Ben daha ufakmışım. Babam gelmiş demiş ki; “Sel gelmiş, bizim evlerin hepsini dolaşacağım.” demiş. Babam; “Mezarlığa kadar gittim oradan yolu kaybettim.” derdi.
  • NY : Her tarafı berbat etmiş sel.
  • Naciye Teyze : Evet her yeri. O da bir duvar patlamış. İşe bak bir duvar patlamış. Duvarın bir kısmı patlamış. Hatta derdi annem armut zamanıydı da  “Baban böyle birçok armut getirdiydi eve” derdi.
  • NY : Peki Naciye Hanım Teyze sen bu İngilizler’in İstanbul’a gelişini ve ya gidişini hiç hatırlıyor musun onları?
  • Naciye Teyze : Efendim?
  • NY : İngilizler’in diyorum; İstanbul’a gelişini gidişini hiç hatırlıyor musun?
  • Naciye Teyze : Hatırlamıyorum.
  • NY : “Evde oturuyorduk” diyorsun.
  • Naciye Teyze : Çünkü yalıdan çıkmazdık. Okula giderdik okuldan gelirdik. Çocuktuk kafa çalışmıyor. E sonra şey aklım ermiyor. Evimizde erkek olsa anlatır eder.
  • NY : Siz anne kız oturuyorsunuz ha?
  • Naciye Teyze : Ana kız oturuyoruz.
  • NY : Evet. İsmail amca askere gittiğinde İstiklal Harbi bitmiş miydi?
  • Naciye Teyze : 4 sene yaptı, bitmedi, bitti herhalde.
  • NY : Bittiydi herhalde.
  • Naciye Teyze : O zaman askermiş, hep anlatırdı.
  • NY : O zamanki Türkiye mi daha güzeldi şimdi mi daha güzel Naciye Hanım Teyze?
  • Naciye Teyze : Şimdi de para var Nejat.
  • NY : O zaman para mı yoktu?
  • Naciye Teyze : Para yoktu. Para var, kolaylık var. Otomobil taksitle, ev eşyası taksitle, ev taksitle. O zaman taksit yok. 3 kuruş parayla idare edicen. Şimdi her şey taksitle, her şey! Ondan mal sahibi oluyorlar.
  • NY : Ee tabii, Şefik Bey zengindi ama halk fakirdi değil mi? Vatandaş nasıldı?
  • Naciye Teyze : A tabi, vatandaş tabi berbat… Şimdi asker ailelerine maaş veriyorlardı. Hele o askerler gözümle gördüm. Parmakları çıkmış ayağının, asker, altı da açılmış. Bir de kaput, yırtmaçlı. Titriyor ellerini sokmuş, titriyor. Hatta o kadar ki;  “Aman sokulma pis askere, bit var. Askerde bit var.” Hiç askerin kıymeti yoktu. Şimdi bayılıyorum, televizyonda, o resmi geçitte “güm” o ayaklarınla. Ayaklarında ayakkabı yoktu. Allah o paşalara, büyüklere Allah ömür versin.
  • NY : Evet, Atatürk çok büyük işler yaptı.
  • Naciye Teyze : Aaa yaptı, çok yaptı. Balo verirlerdi köşkte. Ondan sonra, faal adamdı, çok faal adamdı. Aslan gibiydi, bahriye askeri de; ondan sonra o da garsonlara yardım edermiş. Paşa çıkarmış balkona bağırırmış İsmail’e: “Git oraya otur, elleme.” diyerekten. O kadar bizi severlerdi.
  • NY : Evet. Naciye Hanım Teyze bu Anadoluhisarı’nda ne değişiklikler oldu? Hisar’da eskiden mesela camii varmış iskele meydanında sen onu hatırlıyor musun?
  • Naciye Teyze : Biliyorum tabii. O ev yapılırken adamın biri uçtu.
  • NY : Nerede? Hangi?
  • Naciye Teyze : Taş parçalıyormuş. Orada çünkü zat-ı şerif de vardı.
  • NY : O camiyi oradan yol yapacağız diye alıp öbür tarafa götürdüler öyle mi?
  • Naciye Teyze : Evet, evet tabii. Merdivenle çıkılırdı camiye.
  • NY : Öyle mi? İskele meydanı güzel miydi o zaman?
  • Naciye Teyze : Çınar ağacı vardı. O zaman hep şeyle giderlerdi her yere vapurla. Perdeler vardı, erkekler böyle kadınlar böyle otururdu.
  • NY : Sonra onları Gazi kaldırdı onları değil mi?
  • Naciye Teyze : Tabii.
  • NY : Aferin adama be!
  • Naciye Teyze : Tabii, deniz hamamı, böyle plaj olacak. Deniz hamamı kapalıydı, bir üstü açık.
  • NY : Orada yüzüyorlardı.
  • Naciye Teyze : Orada yüzülürdü. Böyle kapalı oda gibi, bizim bu odadan büyük. Bu kadar bir şeydi.
  • NY : Rumların Anadoluhisarı’ndaki panayırı nasıl olurdu?
  • Naciye Teyze : Nejatcım 15-20 gün evvel burası kara bulut olurdu. Köftecisi, tiyatrocusu. O çayır 10-15 gün önce dolardı. Ana baba günü. Saat 10’a 11’e kadar vapur buralara kadar, iskeleden buralara kadar sokaklar dolardı. Size yalan gelir. Ama hiç kavga olmazdı, dövüş olmazdı. O zaman Latarina derlerdi. Onu çala çala, Rumca şarkı söyleye söyleye giderlerdi. Hiç kavga, hiç bıçaklama falan yok. Orada kaç tane meyhane kurarlardı. Güzel güzel içerlerdi, eğlenirlerdi.
  • Naciye Teyze : Sandal, hiç kürek çekmezsin sandalda. Rampa vaziyette, o kadar sandal. Çok güzeldi. Çocuklar derede (Göksu Deresi) hep yüzerdi. Tertemizdi. Rampayla giderdi Balıkçı Ahmet Bey. Mehtapta kayık çıkarırdı. 5 çiften, onlar dolanırdı. Nasıl biz bize giderdik. Rampa olur karşı Bebek’e kadar Rumeli’ye kadar. Hiç kürek çekme rampa ile. Körfeze çalgılar içinde. Neler yani! (Ahmet Bey; yalısı olan tanınmış Anadoluhisar’lı zengin bir balıkçı)
  • NY : Sen gittin mi hiç öyle çalgıya?
  • Naciye Teyze : Aaa her seferinde! Müşteri alma bizi götür, müşteri alma bizi götür. Kıyamet müşteri sandal istiyor! Sabaha kadar…
  • NY : Geceler hep böyle olurdu demek ki?
  • Naciye Teyze : Ne kavga olurdu ne bir şey, o motorun içi dolar, o kayığın dolar. Baruthane den gelir. Baruthane miydi?
  • NY : Evet.
  • Naciye Teyze : Oradan gelirdi sandallar.Sonra bu Küçüksu’da kamelya vardı. Oraya incesaz gelirdi.
  • NY : Aaa ne güzel!
  • Naciye Teyze : Ama Nejatcım böyle kalabalık değildi ki. Çayırlar güzeldi.
  • NY : Sonra bunlar ne zaman yavaş yavaş ortadan kayboldu böyle şeyler?
  • Naciye Teyze : Köprüyü yapmaya başladılar, bu ağaçları kestiler. Bu çayır mahvoldu gitti.
  • NY : Evet. Spor Akademisi’ni yaptılar.
  • Naciye Teyze : Kiliseyi yaktılar.
  • NY : Evet. 6-7 Eylül olayları.
  • Naciye Teyze : Hıı, yaktılar.
  • NY : Bu kiliseyi yaktılar mı o zaman?
  • Naciye Teyze : Tabi yaktılar ya! Bu şeyler yaktı; bu Muallayı bilir misin? Bunun kız kardeşinin kocası Kemal: yüzbaşı mıydı neydi ama hep serserilerle konuşurdu. Nerede it var, hep onlar gitti yaktı. Ondan sonra korktular gelmediler.
  • NY : Sen padişahı hatırlıyor musun? Hiç padişah hatırlıyor musun?Gazeteden resmini?
  • Naciye Teyze : Ben bilmiyorum. Şeyde görüyorum hani televizyon gösteriyor ya İngiliz kaçıyor ya; Vahdettin? Onu görüyorum.
  • NY : İşte hayat değil mi? Sigarayı sen mi içiyorsun Naciye Hanım Teyze?
  • Naciye Teyze : Aa! Sana getirdim.
  • NY : Öyle mi?
  • Naciye Teyze : Aa tabii!
  • NY : Sen içiyor musun?
  • Naciye Teyze : Ben içmem.
  • NY : Kalkma kalkma otur! Ben alırım ya. Senin şimdi burada arkada yatak odan var değil mi?
  • Naciye Teyze : 2 oda, burada iki oda var.
  • NY : Nerede yatıyorsun? Burada yatıyorsun sen?
  • Naciye Teyze : Çekiyorum onu burada yatıyorum.
  • NY : Bunu çekiyorsun.
  • Naciye Teyze: Korkuyorum. Öbür evde yataklarımız, yorganlarım var, divan var. E Fikretler gelirdi, orada kalırlardı. O ev öyle kaldı.
  • NY : Burayı seven torun yok mu şimdi sende? İsmail severdi burayı ya!
  • Naciye Teyze : Satışı vardır. Satış yapıyor dükkanda.
  • NY : Ne? Yün mü satıyorlar yine Naciye Hanım Teyze? Yün mü satıyorlar?
  • Naciye Teyze : O örgü yünleri satıyorlar. Nako’nun yünlerini satıyor.
  • NY : Oğuz ne yapıyor?
  • Naciye Teyze : Oğuz mu? Oğuz Ümraniye’de dükkan açmış, ortak. Ayakkabıcı dükkanı.
  • NY : O astsubay emeklisi maaşı da alıyor değil mi?
  • Naciye Teyze : Sigorta, sigortadan alıyormuş.
  • NY : Deniz naber? (Pencereden dışarıya bakarak)
  • Deniz (Yavaşoğulları) : İyiyim. Ne yapıyorsun?
  • NY : Misafirim Naciye Hanım Teyze’de.
  • Deniz Yavaşoğulları : Röportaj yapıyor musun? Çekiyor musun?
  • NY : Kamerayla değil,
  • Naciye Teyze : Kim o? Hanımın mı?
  • NY : Deniz, Deniz. Benim kız.
  • Naciye Teyze : Gelicen mi çocuğum?
  • NY : Gelecek misiniz? Gelin bak çok güzel ev bu.
  • Deniz Yavaşoğulları: Köpekler var.
  • NY : Götürün bahçeye bırakın, ben kapıyı açayım size. Hadi gelin. Gelin ya Naciye Hanım Teyze’yi yalnız bırakmayın. Bırakın onları gelin hadi. 5 dakika oturun. Çok memnun olur.
  • Naciye Teyze : Hanım yok mu?
  • NY : Evde. Naciye Hanım Teyze bir gün bize gelsene.
  • Naciye Teyze : Bilmem. Hanım belki istemez diye çekiniyorum.
  • NY : Aaa olur mu ya! Gel bir gün sana çay yapalım. Pasta yer misin?
  • Naciye Teyze : Bak ben sana bir şey ikram edemedim.
  • NY : Önemli değil. Senin bize ikram etmen hiç önemli değil, bizim sana ikram etmemiz lazım.
  • Naciye Teyze : Yok canım.
  • NY : Sen pasta yer misin? Şekerli diye belki yemezsin. Sana güzel bir şey alayım.
  • Naciye Teyze : Başka zaman inşallah gelirim.
  • NY : Önümüzdeki hafta gel. Ben seni çağırayım akşam üstü.
  • Naciye Teyze : Olur inşallah sağ ol. İşte böyle Nejatcım ya, sen şimdi böyle benim şeyimi mi aldın?
  • NY : Aldım.
  • Naciye Teyze : Aldın ama televizyona çıkacak değil? Değil mi?
  • NY : Yok çıkmayacak canım.
  • Naciye Teyze : Ha iyi fazla bir şey yok çünkü.
  • NY : Çıkmayacak televizyona. Sen bu bizim Hisar’ı, eskileri biliyorsun ya?
  • Naciye Teyze : Evet
  • NY : Bak işte burası diyorsun yol aşağıdaydı falan. Bunları işte kimse bilmiyor. Ben de bunu kendi çocuklarıma öğreteceğim ki öyle insanlar bir şey bilmeden yaşamasınlar.
  • Naci Teyze: Öyle, öyle ama televizyona çıkmayacak.
  • NY : Yok yok!
  • Naciye Teyze : Ha yok.
  • NY : Seni iyi gördüm.
  • Naciye Teyze : Kimi?
  • NY : Seni, seni iyi gördüm diyorum. İyi gördüm!
  • Naciye Teyze : İyi mi?
  • NY : Maşallah! Yalnız başına burada idare ediyorsun işte. Ne pişiriyorsun?
  • Naciye Teyze : Nejatcım.
  • NY : Geldi mi kızlar mı geldi? Alın şu anahtarla açın orayı. Ayakkabılarınızı da çıkartın. Çevirince açılıyor ya.
  • Naciye Teyze : Aman kedi girmesin.
  • NY : Kedi girmesin dikkat edin.
  • Naciye Teyze : Deniz mi geliyor?
  • NY : Deniz ile Tuğba geliyor. Mehmet’in kızı.
  • Naciye Teyze : Gel Deniz, gelin bakalım.
  • NY : Bak bu Mehmet’in kızı.
  • Naciye Teyze : Haaa maşallah büyüdüler.
  • NY : Anladın mı hangi Mehmet’in olduğunu?
  • Naciye Teyze : Hangi Mehmet?
  • NY : Hafız Amca’nın torunu Mehmet.
  • Naciye Teyze : Ha, şey şey…
  • NY : Tımbıyık, Mehmet Tımbıyık. (Balıkçı Tımbıyık Mehmet)
  • Naciye Teyze : Ha ha ha… maşallah.
  • NY : Bak koca kız oldu bu da.
  • Naciye Teyze : Nerede Deniz?
  • NY : Deniz gel.
  • Naciye Teyze : Gel kızım gel, Nejat gel böyle otur.
  • NY : Yok yok sen otur. Ben senin bir de resmini çekeyim.
  • Naciye Teyze : Nejat! Sen heralde çıkaricen beni televizyona!
  • NY : Yok yok televizyona değil.
  • Naciye Teyze : Bana bak vallaha beceremem fazla bir şey.
  • NY : İstersen seni televizyona çıkartalım. Zaten hava da karadı. Çıkar mı bilmiyorum ki? Naciye Hanım Teyze şöyle otursana.
  • Naciye Teyze : Bu lambayı da yak.
  • NY : Yok yok, şöyle otursan yeter. Daha sonrada seni camdan bakarken çekeceğim. Hadi ver bir poz çekeyim.
  • Naciye Teyze : Bakayım mi?
  • NY : Bak. Hadi siz de geçin öyle beraber resminizi çekeyim sizin.
  • Naciye Teyze : Allah iki tane kız vermiş.
  • NY : Bir tane daha çekeyim bakarsın çıkmaz. Naciye Hanım Teyze çok güzel çıktı ama.
  • Naciye Teyze : Nejat, doğru söyle televizyona mı çıkacağım?
  • NY : Yok yok, televizyona böyle çıkılmaz ki, kamerayla çekmek lazım. Sen beni bazen televizyonda görüyor musun?
  • Naciye Teyze : Görüyorum görüyorum. Geçen akşam vardı. Geçen dedimse epey oldu. Kışın da Dilek’teydim. Gene çıktın. Dilek; “koş bak, komşun orada!” dedi. Baktım sen!
  • NY : Dilek kimdi?
  • Naciye Teyze : Dilek, Osman’ın kızı.
  • NY : Haa evet. O kaç yaşında? O da şimdi 35 yaşındadır.
  • Naciye Teyze : Sevinç de Fikret’in kızı.
  • NY : Evet. Naciye Hanım Teyze yemek hep kendi kendine mi yapıyorsun?
  • Naciye Teyze : Hep perhiz yapıyorum Nejat. 20 senedir safra kesem hasta. Ben gene halime şükrediyorum. 55 senedir perhizim. Hep perhiz yemeği.
  • NY : Ne yiyorsun peki?
  • Naciye Teyze : Tavuk, çorba. Haşlama, zerzevat hiç yiyemiyorum. Çok zor, bu perhiz meselesi çok zor.
  • NY : İlaç falan alıyor musun? Yok?
  • Naciye Teyze : Geçen sene şeye gittim; Marmara Hastanesi’ne gittim. Orada kan tahlili, idrar tahlili… Ondan sonra kolidim için şeye girdim, makineye girdim. Ultrasona aldılar. Baktılar. Mideye girdi, bir de midenin içindeki hortuma girdi. Dünyanın parası gitti. Ama %10 mu ne tenzilatımız var. Fikret, Allah razı olsun yolladı. Fakat hiç ilacım yok. Ama yine şimdi ben evveli sene düştüm.
  • NY : Nerede?
  • Naciye Teyze: Osmanlar’a gittim. Otobüsle gelirken otobüs sarstı. Osman dedi ki “anne” dedi, “gel bak burası çok rahat” dedi. Otobüste bana. Yerimden kalktım oraya otururken Osman’ı tutamadım, ben olduğu gibi düştüm. Düşünce geldi erkekler kaldırdı beni, Osman. Çok fena acıdı buram ama neyse geldik. Ben kalıp gibi yattım. Erkenden Osman geldi; “”Anne, seni hastaneye götüreyim”, hadi gidelim. Otomobili aldık. Orada röntgene girdim. Doktor dedi ki; “Biraz, fazlaca zedelenmişin” dedi. Tuttu bana bir hap, sürmek için tüp verdi. O az geldi ama buralarım böyle şişti benim. Eyvah dedim, safra kesem patladı zaar dedim ben. Baktım az geldi bir tüp daha aldım. Yattım ben Allah razı olsun komşum geldi hep sürdü. Bir gece uyandım Nejat, ondan sonra kaşınıyorum. Oh dedim şişler iniyor dedim, sevindim. Ama buralarım böyle harita gibi oldu sürmeden. Kaşıyış o kaşıyış, iki senedir şimdi kaşınıyorum. Kabarmıyor, leke de bırakmıyor, yer de bırakmıyor. Yalnız kaşınıyorum.
  • NY : İlaç şey yaptı herhalde, ilaç biraz dokundu.
  • Naciye Teyze : Kanıma girdi alerji yaptı herhalde.
  • NY : Alerji yaptı.
  • Naciye Teyze : Doktor hanıma anlattım. “eee” diyor, “Memleket değiştir” diyor. Ben nereye gideceğim? Avrupa’ya mı gideceğim?
  • NY : 90 yaşında nasıl memleket değiştireceksin değil mi?
  • Naciye Teyze: Yalnız böyle yani senede bir buçuk ay falan kaşınmıyorum. Ondan sonra kaşınıyorum. Şimdi 3 gecedir falan kaşınıyorum. Bu gece belki yine kaşınırım. Tahammül edemiyorum çok kaşınıyorum, hayret!
  • NY : Keşke o ilacı da sürmeseydin ya!
  • Naciye Teyze : Bak geçen seneden bu seneye kadar yedi buçuk kilo düşmüşüm.
  • NY : Öyle mi?
  • Naciye Teyze : Tabii tam manasıyla yiyemiyorum. Meyve yiyemiyorum, meyve yok.
  • NY : Naciye Hanım Teyze, bizim bu mahallede ne değişiklikler oldu?
  • Naciye Teyze: Şimdi bizim yanımızda ev vardı.
  • NY: Burada ev var mıydı?
  • Naciye Teyze: Bizim yanımızdaki arsada ev vardı. Mualla da girdi oraya, Mehmet (Agaçe “Düttürü Mehmet”) de oraya oda yaptı. İki tane oda yaptı. Fahmi’nin babası. Arsa daracık kaldı. Burada koca evin altı vardı. Yüz numarası vardı.
  • NY : Bu senin yan taraf evdi yani?
  • Naciye Teyze: Tabii evdi ya. Ondan sonra, şimdi bizim arka oda var ya bu oda…
  • NY : Evet?
  • Naciye Teyze: Buradaki oda böyle şeydi, yani bizim bu pencere oda böyleydi. Bahçeye çıkardı. O şekilde.
  • NY : Anladım.
  • Naciye Teyze: Her ikisi de girdiler bal gibi. Ondan sonra burası da yine çıkıntılıydı böyle.
  • NY : Bu yanınız? Dışarıya mı çıkıntılıydı?
  • Naciye Teyze: Evet dışa, bu da çıkıntılıydı o da çıkıntılıydı. Bizimki içeride kalıyordu yine aynı oda. Bir araba, ancak bir araba geçerdi. Otomobil değil, at arabası. Ancak bir araba geçerdi, burada kapı vardı.
  • NY : Ne kapısı?
  • Naciye Teyze: Evin kapısı vardı, karşıki evin kapısı vardı. Ancak bir araba geçerdi. Bu ev yoktu. Bu ev Mehmetler’in evi gibi, tahta üç katlı ev vardı. O Fuat’ın evi vardı onun da kapısı vardı burada.
  • NY : Bu Perizat’ın bahçesinde ev var mıydı?
  • Naciye Teyze: Vardı, bu arsada ev vardı. Perizat’ın babasınındı.
  • NY : Nasıl bir evdi?
  • Naciye Teyze: Tahta, bu Fahmi’lerin evi gibiydi. Fehamettin’in evi var ya?
  • NY : Bir de burada bir köşk vardı değil mi? Bu okulun olduğu yerde, eski mektep?
  • Naciye Teyze : Yalı, yalıydı. Arap Paşa’nın yalısı derlermiş. Annem derdi ki “ben buraya geldiğim zaman” derdi, “buraya yastıkları koyardım da pencereden bahçeye bakardım.” derdi.
  • NY : Duvar mı varmış burada?
  • Naciye Teyze : Tabii duvar varmış. Bahçede biz geldiğimiz zaman koca havuz vardı. Ama içinde su yoktu, harap olmuştu. Okul yaptılar sonra.
  • NY : Eskiden okul değildi? Eskiden adam oturuyordu orada.
  • Naciye Teyze : Aynı zamanda otururdu. Hatta derdi annem, cariyeleri varmış da döverlermiş… Bağırdıkları zaman konaktan duyardık derdi annem, çığlık attıkları zaman derdi. Kamçılarlarmış. Ondan sonra bu yollar çakıl taşıymış. Yani havuzu biliyorum ama içinde su yok harap olmuş, çakıl taşları vardı.
  • NY : Anladım çakıl taşından yol yapıyorlardı.Kim bilir güzeldi ama!
  • Naciye Teyze : Sonra okul yaptılar buraya, okul da harap diyerekten maarif talebelerini şey ettiler; deniz kenarına yaptılar okulu. Burayı da bir hoca tuttu kirayla kaç sene oturdu. Sonra bir anda işte okul yaptılar.
  • NY : Evet, burada derede çok şey oluyordu, müzik?
  • Naciye Teyze : Bir sene şey geldi Nejat, tee Rusya’dan buzlar geldi. Kaç senesiydi bilmiyorum ki. Fikret kayık çekti de o buzun üzerinde kayığı temizledi. Orada topla dağıtmışlar buzları ama ne buz! Ev gibi. Bizim bu ev gibi buzlar geldi. Bütün halk, Anadolu, Rumeli hep seyrettiler o buzları.
  • NY : Karşıdan karşıya da geçmişler. Yürüyerek geçmişler.
  • Naciye Teyze : Tabii öyle, öyle buzlar geldi.
  • NY : Sonra bu köprü tahtaymış. Köprü köprü… Tahta?
  • Naciye Teyze : Tahtaydı tabii. Orada evler vardı. O kalenin…
  • NY : Kalenin içinde evler mi vardı?
  • Naciye Teyze : Tabii evler vardı. O şimdi manav var ya köşede, orası kale…
  • NY : Anladım. İki tane kapısı vardı.
  • Naciye Teyze : O kalenin içinde manav vardı, ondan sonra kasap vardı, eczane vardı, postane vardı…
  • NY : Çarşısı orasıymış?
  • Naciye Teyze : Tabii, evler vardı. Hatta o evleri yıktılar da bir tanıdığımız vardı. Buraya geldi kira olarak oturdu bu evde, yıktılar.
  • NY : Hangi evde? Bizim evde mi oturdu?
  • Naciye Teyze : Hani şey var eski Reşat Paşa, orada da kapı vardı.
  • NY : Öyleymiş.
  • Naciye Teyze : Tabii.
  • NY : Yoksa burada yol yoktu tabii. Kandilli’yle Hisar’a.
  • Naciye Teyze : Orada köprü vardı.
  • NY : Bu çayırlar boş duruyordu? Ekerler miydi çayırı?
  • Naciye Teyze : Yok yok boştu. Ben hiç ekildiğini görmedim. Yoktu. Ne kadar kalabalık olurdu. Saat 9-10 vapurun biri kalkar biri gelirdi, Cumartesi-Pazar.
  • NY : Peki bu Anadoluhisarı İdman Yurdu var ya; futbol takımı, onlar maç yaparlarmış eskiden?
  • Naciye Teyze : Evet.
  • NY : Onları hatırlıyor musun Naciye Hanım Teyze?
  • Naciye Teyze : Oynardı. Annem çok maça meraklıydı. Kuleliler gelirdi. Çok Kuleliler gelirdi oraya. Mısır kazanları; 2-3 tane mısır kazanı. Adı çıkmış Kamil Usta’nın mısırı. Çok yani çok güzeldi. Harap oldu bu Anadoluhisarı. Hiç, on para etmez! Ne çayırı var, ne kahvesi var ne gazinosu var. Adam akıllı şöyle…
  • NY : Eskiden daha güzeldi vallahi?
  • Naciye Teyze : Aaa çok güzeldi, kalabalık. Biz de insanız gidelim biz de hava alalım. Nereye gidelim?
  • NY : Sen gidiyor musun bazen?
  • Naciye Teyze : Hiç daha gitmedim, ben gitmem. Geldiğimden beri bir yere gittiğim yok. Orada da öyle hiçbir yere çıkmam. Artık yaşlanınca hiçbir yere gidemiyorum Nejat.
  • NY : Tabii, gidiyor kızlar gidiyor. Allah’a ısmarladık deyin ya.
  • Kızlar (Deniz ve Tuba) : İyi akşamlar.
  • Naciye Teyze : Gidiyor musunuz? Kapıyı kapatın kedi girmesin olur mu yavrum? Başınızı vurmayın. Hadi gene gelin!
  • NY : Arada bir uğrayın Naciye Hanım Teyze’ye tamam mı? Oyuncak ev bu. Sen şimdi ne yapacaksın? Televizyon seyredeceksin. Çalışıyor mu televizyonun?
  • Naciye Teyze : Açayım mı?
  • NY : Yok sordum.
  • Naciye Teyze : İstersen açayım.
  • NY : Seyrediyorsun akşam değil mi? Canın sıkılmıyor?
  • Naciye Teyze : Ben şey etmiyorum Nejat, televizyonu açmıyorum da, bundan haberleri dinliyorum.
  • NY : Müzik dinlemiyor musun bunla? Radyo müzik falan dinliyorsun herhalde?
  • Naciye Teyze : Dinliyorum. Bununla dinliyorum. Hiç haberleri kaçırmam bununla dinliyorum. Aklım erdiği kadar televizyon açmıyorum. Biraz gözlerim bulanık görüyor, daha yorulmasın diyorum. Dilek’te renkli televizyon var hiç bakmam gider yanında otururum.
  • NY : Naciye Hanım Teyze sen tabi şimdi yaşın itibariyle, mesela bu Türkiye’deki yapılan değişiklikleri hep yaşadın. Mesela kıyafeti değiştirdi Mustafa Kemal Paşa, harfleri değiştirdi ondan sonra okulları yeniden ihya etti. Ondan sonra ne bileyim ben neler yaptı; demiryolu yaptılar onu yaptılar bunu yaptılar. Sence nasıl oldu iyi mi oldu bu?
  • Naciye Teyze : Oldu tabii. Özal çok şey yaptı değil mi? Yolları falan çok güzel. Bak Edirne’ye 4 saatte gidiliyordu. Şimdi iki buçuk saat bile sürmüyormuş.
  • NY : Kim götürüyor seni? Kim götürüyor seni giderken? Torunlardan biri mi geliyor?
  • Naciye Teyze : İsmail geldi aldı götürdü beni otobüs ile. Şimdi almışlar araba.
  • NY : Almış mı İsmail araba?
  • Naciye Teyze : Ahmet de almış, İsmail de almış. Ben oradayken geldiler, arabayla geldiler.
  • NY : Şimdi kışın gideceksin değil mi Edirne’ye?
  • Naciye Teyze : Ben iki senedir gitmiyorum Edirne’ye.
  • NY : Sen şimdi bu kış burada mısın Naciye Hanım Teyze?
  • Naciye Teyze : Şimdi Dilek’e gidiyorum, 3 senedir Dilek’e gidiyorum. Osman da diyor ki; “Bu sene ben alayım seni bende kal” diyor. Dilek bende kal diyor. Bilmiyorum dur bakalım ne olacak!
  • NY : Ama sen burada daha 2 ay daha durursun.
  • Naciye Teyze : Daha erken. Ömrüm varsa…
  • NY : Sen onlardan daha rahatsın, burası daha güzel senin şu…

“Merdivenli Köşk Sokak için imza toplanıyor”

  • NY : Yolun başında, yolu işgal etti kadın yukarıda. Onun için imza toplanıyor onu biliyor musun?
  • Naciye Teyze : Biliyorum biliyorum. Şey mi? Benim de ismimi mi istiyor? Açayım mı kapıyı?
  • Naciye Teyze : Ben buraya geleli 80 sene oldu, o merdivenleri bilirim. Olur mu öyle şey?
  • Nevin Hanım : Ama ne yapacaksınız şu kadar almayı bile fayda biliyorlar.
  • NY : Ben buna hayret ediyorum yani.
  • Nevin Hanım : Ne yapalım elimizden bir şey gelmiyor. Ben gittim Beykoz’a kaç kere şikayet ettim. Geldi imardan bana haber vereceklerdi güya! Hiç uğraşmıyorlar demek ki.
  • NY : Numarası kaçtı bu evin Nevin Abla?
  • Naciye Teyze : Benim 23.
  • NY : Naciye Hanım Teyze şurayı imzalasana.
  • Naciye Teyze : Atıver sen bir.
  • NY : Otur Naciye Hanım Teyze, sen otur. Sen gelip de zaten sonradan gelip buralara yerleşiyorsun. Bir de milletin yolunun ortasına çıkmaya ne gerek var. Zaten orası güzel bir Arnavut kaldırımı bir yoldu. O özelliği de kayboldu. Arnavut kaldırımı kalmıyor. Betonu döküyor adam. Bu ülkeyi zaten başında insanlar çalıp çırpmaya kalkıyor, bunlar da onlardan görüyor. Şunu bir okuyayım diyorum da, bekletiyorum seni Nevin abla.
  • Naciye Teyze : Epey topladınız mı bari?
  • Naciye Teyze : Nejat ne istedin söyle, var bende. Sonra yollarsın. Allah aşkına ne istiyorsun?

  • Röportaj – Nejat Yavaşoğulları
  • Fotoğraflar – Deniz Yavaşoğulları, Tuğba Yavaş
  • Deşifre eden ve yazıya döken – Okan Meriç
Paylaş

6 yorum “Naciye Hanım Teyze Röportajı (26.08.1996)”

  1. Teşekkür ederim nejat abi babaannemin senelerce anlattığı severek dinlediğimiz anılarının kaleme alınması beni cok mutlu etti hepinizin emeğine sağlık tekrar teşekkür ederim Sevinç güder hepinizi sevgiyle öpüyorum .

  2. Beni yıllar öncesine görürdünüz.Naciye teyze,Okan (Gürsel abla nın oglu), Nejat filim gibi geçti gözlerimin önünden.Merdivenli Köşk sokak ….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.