Merhaba Sevgili Müzik Dostlarımız! Gitarist Programı yayın hayatına son yıllarda katılan, gerek albüm ve parça seçimleriyle, gerekse hoş sohbetiyle programı dinleyen ve takip edenlerin sevgisini kazanan çok değerli Hakkı Ağabeyimiz bundan böyle sizler için seçtiği albümleri değerlendirerek yorumlayacak. Ne diyelim; 
Hoşgeldin Hakkı Ağabey!

Andy James – Arrival (2018)

Takipçisi olduğumuz Andy James’in 6. albümü. Hem teknik hem sürat açısından tipik bir Andy James baş yapıtı. Progresif gayet Power bir enstrümantal gitar albümü. Bence son dönemde daha melodik riffler ve daha duygusal yapılar da  artmaya başladı enstrümantal gitar albümlerinde. Bu albümde ise bunun sebebi belki de Chris Clancy  desteği olabilir. Çünkü 2, 4, 6, 7, 9 ve 11 numaralı eserlerde Chris ile beraber yazmış parçaları Andy. Açılış “Enter Through Fire”  bayağı sıkı , “As I Fall“, “Equinox“, “Asylum“, “Obsession“, “Shattered and Broken“a kadar sert kimliği ile geliyor ama “Stay” ile albüm dizgisi  biraz dinleyiciyi slow bir balad ile dinlenme molasına sokuyor. Tekrar teknolojik “Droneoid” ve ardından müthiş bir final bekliyor dinleyiciyi: ’85 ve “After Midnight“. Son iki eser çok çok melodik, duygulu. Gitar soundu baştan beri iyi idi zaten. Müzisyenin en iyi albümü gibi geldi bana! Yoğun shredding dozajına rağmen, biraz  daha olgunluk ve duygu var bu albümde ve Mastering son derece iyi. Ayrıca tabi ki tuşesi mükemmel. Gerçekten iyi bir albüm olmuş. Bateri de Lee Newell var. Diğer tüm enstrümanlar, Mixing, Mastering vb. Andy James imzalı. 

Damak tadımız hakkında bir fikri oluşmuş bulunan ,tüm müzik dostlarımıza tavsiye ediyorum…

Jacky Vincent – Life Imitating Art (2018)

İngiliz gitaristin 2013 yılı “Star X Speed Story” sonrası 2. albümü. Bateri de Dylan Howard, “Race Track” eserinde Aaron Stechauner,  Bas gitarda Skyler Accord ve Craig Cash. Diğer tüm  her şey ve emek Jacky’nin. Albüm ana kimliği olarak soft melodilerle bezeli iyi bir enstrumantal gitar eseri. Çok akıcı ve dinleniyor. Sıkmadan gidiyor. Gitarist oldukça iyi tuşeli ve  gitar tonu çok sert değil. Shredding tabi ki. Beğendiğim şarkıları: “Awakener“, “Rain“, “The City“, “Meadows“, “Stars on the Waves“….

Diğer eserler de dinleniyor iyi sayılır. Başarılı bir albüm olarak nitelendiriyorum; naçizane.

Nita Strauss – Controlled Chaos (2018)

Amerikalı kadın gitaristin ilk solo  enstrumantal gitar albümü. Soy adından da merak edip araştırdım ve Avusturyalı Johann strauss II  ile atasal bir yakınlığı olduğunu buldum. Biz  Nita Strauss ile ilk kez Gitarist programında formatımız ile uygun olarak  Angel Vivaldi’nin  çok başarılı   albümü “Synapse“deki  sert ve shred parçası “Serotonin”    kapışmalarında tanıştık. Ancak sanatçının kariyerinde “The Iron Maidens” tribute, “LA Kiss” grupları ve ardından Orianthi‘nin  ayrılması üzerine Alice Cooper‘da çalması da önemli bir yer tutmaktadır. Docker’s Guild ile de 7 parçada lead gitar olarak çalmış. Stve Vai konserinde de sahne almış Nita. Diğer klipleri de  internette var; izleyin dostlar!

Bateride Josh Vilatta var. Tüm eser, emek  ve kayıt çalışmaları Nita yapmış, hayali olan bu solo albümde. Albüm ana kimliği olarak progresif power  ve hard melodilerle bezeli iyi bir enstrumantal gitar eseri. Baştan sona tüm eserler ve riffler başarılı, akıcı dinleniyor. Bir kadın gitarist olarak  oldukça iyi tuşeli, tonu sert ve shred. Shredding klasmanında kadınlar arasında üst sıralara aday. Bu arada kadın gitaristlere dünya çapında ilgi giderek çoğalmakta. Bu bilgilere ve albümlere de yer veririz ilerde.

Gelelim şarkılara! Açılış 20 sn lik “Preparefor War” gelecek savaşı sezdiriyor. Ardından; Alegria, Our Most Desperate Hour, Mariana Trench bu üç parça oldukça iyi. “Here with You” biraz dinlenme molası; çok yumuşak duygulu bir balad. “The Stillness at the End” , “The Quest” aynı kalitede sert iki parça. Geliyoruz en iyi balad eserine “Hope Grows” gitar tonu clean’e dönüyor ve piyano desteği  ile başarılı slow bir beste. Ardından “Lion Among Wolves” ve “Pandenmonium” bitişe çok şık  uymuş. Finalde sürpriz bir “Show Must Go On” /QUEEN yorumu; ben çok beğendim. Duygulu, sound ve alt yapı orijinal. Keman renklendirmiş son bölümünü. Albüm tam damak tadımıza göre; sert progresif ve power altyapı ile  baştan sona melodik ve şarkı dizgisi slow dağılımıyla çok iyi kurgulanmış ve Mastering başarılı.

Ben beğendim,  tavsiye ediyorum;tüm müzik dostlarımıza!

Mad Max – 35 (2018)

1980’li yıllardan günümüze ulaşabilen  hard-rock grubu Mad Max oldukça iyi sayılabilicek yeni bir albümle karşımızda. Grup elemanları gitar ve vokalde Michael Voss, bateride Axel Kruse, bas gitarda Thomas ’hutch’ Bauer ve diğer gitarda Jurgen Breforth‘dan oluşmakta. Ancak lead gitarda daha önceleri Jurgen Breforth varken sadece vokalde olan  Michael Voss son dönemlerde gitar tekniğini de epey ilerletmiş ve sololarda ayrı bir enerji katmış.

Gelelim şarkılara; açılış enstrumantal “Baladthe Hutch” ile başlıyor ve oldukça hoş. Ardından “Running to Paradise” enerjisi yüksek saf sert bir parça. “Beat of the Heart” ise en beğendiğin parçası grubun; sert bir giriş cümlesi ardı sıra beyinlere yerleşen bir riff ve melodi (özellikle yüksek açın sesi). Bu parçanın internette klibi de çok hoş; mutlaka seyredin. Solo ise ayrı bir lezzette. “Damn” oldukça iyi, “Snowdance” idare eder ve “35” isimli esere ise KROKUS’u hatırlatmadı değil! Yine melodik ve iyi sololu, “Already Gone” ise çok iyi heavy metal giriş rifi ile başarılı ve bu şarkıda da ACCEPT’i andım biraz. “False Freedom“, “Goodbye to You”, “Rocky Road” orta düzeyli parçalar ve final “Paris is Burning” sıkı bir bitiş, beğendim.

Albüm başarılı sayılabilecek hard ve heavy bir eser. Bas ve bateride oldukça iyi mastering yapılmış; tabi iki gitarist de iyi sayılabilir.

U.D.O. – Steel Factory (2018)

Udo Dirkschneider babadan başarılı bir albüm daha. Adı gibi sizi çelik fabrikasına batırıp çıkarıyor. Saf  heavy metal. Müzisyenleri; gitar Andrey Sminnov, bas gitar Tilen Hudrop ve bateride Swen Dirkschneider (babasının oğlu). Albümdeki eserler oldukça sert ve başarılı. Ancak öyle 4 eser var ki çok üstün düzeyde. Bunlar: “Make the Move“, “In the Heat of the Night“, “One Heart One Soul” ve “Rose in the Desert“. Bu dört eser tam Udo ve tabi ki ACCEPT sevgimize layık. Kalan diğer parçalar orta kalitede. Gitaristi de fena bulmadım Wolf’u aratmadı gibi. Tavsiye ederim.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir