Night Ranger24 Strings & A Drummer Live & Acoustic (2012) : Night Ranger‘ın müzik dolu hayatlarının 30. yıl dönümlerinde “Dawn Patrol” den günümüze kadar yapmış oldukları 10 albümün en sevilen hit parçalarından oluşan canlı ve akustik bir albüm. Sevenleri ve takipçileri olarak bizleri gerçekten çok memnun etti. Jack Blades, Kelly Keagy, Brad Gillis, Jeff Watson, Alan Fitzgerald gibi usta müzisyenlerden oluşan bu dev grupta kimler çalmadı ki; Michael Lardie (Great White) klavye, Reb Beach (Winger, Whitesnake) gitar, Jesse Bradman (klavye), Gary Moon (bas gitar), David Zajicek (ritm gitar), Christian Matthew Cullen (klavye).

Grubun 1982 de çıkan ilk albümlerinden (Dawn Patrol) 1998 “Seven” adlı albümlerine kadar 8 albümleri var. Bu tarihten sonra 2007 yılına kadar bir durgunluk, konserlerle geçen bir süreç devam etmiş. Michael Lardie’nin gruba girmesiyle “Hole in the Sun” albümleriyle bu susukunluğu bozarak yaşamaya devam ettiklerini bize hatırlattılar. Albümden hemen sonra Jeff Watson‘dan boşalan yeri Reb Beach ile kapatmayı başarsalarda; Beach’in yoğun programından dolayı yeniden bir gitarist aramaya başladılar. Dertlerine iyi bir solo kariyeri de olan Joel Hoeksta çare oldu. Birlikte “Somewhere in California” adlı albümü çıkardılar (2011).

“24 Strings and a Drummer – Live & Acoustic” gitarlarda Brad Gillis ve Joel Hoekstra’nın şahane performanslarıyla, Night Ranger’ın melodik, akılda kalıcı ve güzel parçalarıyla bezenmiş canlı ve akustik bir konser kaydı. 30 yılı devirdikleri bu beraberliklerinin aynı zamanda bir Dvd kayıtları var. Mutlaka dinlenilmesi ve izlenilmesi gereken bir konser.

Queensryche – Frequency Unknown (2013) : Amerikalı progressive heavy metal grubu Queensryche; Geoff Tate (vokal), Chris DeGarmo (gitar), Michael Wilton (gitar), Scott Rockenfield (davul), Eddie Jackson (bas gitar) dan oluşurdu. 80′lerde biz Operation: Mindcrime (1988), Empire (1990) albümlerini zevkle dinlerken, güç bela video kasetlerden izlediğimiz kliplerinde kadroyu gözü kapalı sayabiliyorduk. Sene 2013; Queensryche adı altında iki farklı grup görmekteyiz; Queensryche with Todd La Torre ve Queensryche with Geoff Tate. Kim ne derse desin Geoff Tate asıl olandır bana göre ama şu andaki durum da budur. Hem de hemen hemen aynı zamanlarda yeni albümleri çıkmak üzereler. Arada yaşanan tasız olaylar demek ki bu önemli grubu bu hale getirmiş. İsim telif hakkını nasıl çözdüler bilemiyorum ama halletmiş olacaklar ki yasal olarak iki grup da aktif durumdalar.

Queensryche with Todd La Torre ; Bu grupta bir aralar yine progresif metal grubu Crimson Glory’ de solistlik yapmış Todd La Torre vokalde görevi üstlenmiş. Eskilerden Michael Wilton (gitar), Parker Lundgren (gitar), Eddie Jackson (bas gitar) ve Scott Rockenfield (davul). Görüldüğü üzere asıl olan kadronun çoğu bu grupta devam etmişler. Chris DeGarmo zaten 2000′lerin başında gruptan ayrılmış ve Alice in Chains grubundan Jerry Cantrell ile bir süre beraber çalışmışlardı. İşte bu grubun bugünlerde yeni albümleri “Queensryce” ın piyasaya çıkması bekleniyor. Merak ettiğimiz konu ise sanırım hangi grubun o eski Queensryche albümleri gibi mükemmel ve müzikalitesi çok yüksek bir albümü piyasaya sürebileceği. Göreceğiz.

Queensryche with Geoff Tate ; Yalnız kalan Geoff Tate, bir dönem yine Queensryche ve kendi solo albümleri için çalışmış çalışmış olan gitarist Kelly Gray‘i yanına çekip gerçekten de inanılmaz bir kadro kurabilmeyi başarmış. Robert Sarzo (gitar), Rudy Sarzo (bas gitar), Simon Wright (davul), Randy Gane (klavye) den oluşan bu süper kadro yeni albümleri “Frequency Unknown” albümlerinde Geoff Tate’in yanında yer alacaklar. Fakat bu yeni albümlerine dışarıdan öyle sanatçılar konuk olarak eşlik etmiş ki gerçekten dinlemek için sabırsızlanıyorum. İşte o dev kadro Craig Locicero (gitar / Forbidden), Paul Bostaph (davul / Forbidden, Slayer, Exodus, Testament), Ty Tabor (gitar / King’s X), K.K.Downing (gitar / Judas Priest), Brad Gillis (gitar / Night Ranger), Dave Meniketti (gitar / Y&T), Chris Poland (gitar / Megadeth). İşte şimdi bu kadrolardan sonra muhtemelen aynı zamanlarda çıkacak olan bu iki nefis albümü dinleyip hep beraber karar verelim; hangisi daha nitelikli Queensryche sounduna yaklaşmış hangisi dinlemeye doyamayacağımız bir albüme imza atmış. Bekleyelim ve görelim.

Dokken – Broken Bones (2012) : Bana sorarsanız Dokken‘nın asıl ve şu anda da olması gereken gitaristi George Lynch‘tir. Ama 1997 ‘Shadowlife’ albümünden sonra Lynch gruptan ayrıldığı tarihten bu yana bu boşluğu John Norum, Reb Beach gibi gitar cambazlarıyla doldurmuştu Dokken. Kemik kadrodan Don Dokken (vocal) ve Mick Brown (davul) kalmışlardı; George Lynch ve Jeff Pilson (bas gitar) bir daha dönmemek üzere ayrılmışlardı gruptan. 2004 ‘Hell To Pay’ ile geri dödükleri zaman kadroda çalış tarzı, riffleri ve sololarıyla Lynch’in hık demiş burnundan düşmüş kopyası John Levin ile tanışıyordu müzik dünyası. Adamı görmeden dinleyin George Lynch gruba geri dönmüş dersiniz; aynen öyle. 2008 “Lightning Strikes” ile 80′lerin Dokken sounduna yaklaşmış olmalarına rağmen pek de beklenen ilgiyi görmedi grup, bu çalışmalarında.

Şimdi önümüzdeki haftalarda çıkacak yeni albümleri için pek bir iddalı konuşuyor grubun frontman’i Don Dokken. Kadroya bir de ‘Quiet Riot’, ‘House of Lords’, ‘Great White’ ve ‘XYZ’ gibi gruplarda çalmış olan Sean McNabb (bas gitar) da dahil olmuş. George ve Jeff ile ilgili sorulara da pek iyi cevap vermiyor Don Dokken. Aralarındaki husumet her ne ise Don, bunu sürdürmeye kararlı anlaşılan. George Lynch de öyle pek boş bir adam değil; devamlı üretim halinde; Lynch Mob yeni albümü yakında; ‘Souls of We’ ve kendi solo çalışmaları da cabası. Bakalım bu yeni albümleri “Broken Bones” Dokken grubuna neler getirecek ve en önemlisi; bize güzel bir müzik ziyafeti çekip, kulağımızın pasını giderebilecekler mi?

Shakra – Powerplay (2013) : Güzel ülke İsviçre’nin bağrından kopup gelen belki de son yıllarda o topraklardan çıkan en önemli Hard-Rock grubu Shakra‘nın yeni albümünü müjdelemek isterim : “Powerplay”. 1998 tarihli ilk albümü ‘shakra’ dan sonra dokuzuncu stüdyo albümleri. 2001 tarihli “Power Ride”, 2003 “Rising” ve 2005 “Fall” adlı albümlerini radyoda çok çalar olmuştum o dönemlerde.

Ülkemizde az bir dinleyici kitlesine sahip Shakra’nın aslında keşfedilse hard-rock tutkunlarını peşinden sürükleyecek bir grup olacağını düşünüyorum. Güçlü soundu ve akılda kalıcı parçalarıyla bu türü sevenlerin kalbinde taht kuracak niteklikte. ‘Power Ride’ albümleri sırasında bir çok festivalde sahne alıp, Great White ve Uriah Heep gibi önemli gruplarla turnelere çıkmışlar. Albümleri hep listelerde ilk sıralarda yer almış. Birçok solist değişikliklerine rağmen ayakta kalmayı başarabilmişler. Bu son albümleri “Powerplay” ise yine listleri alt üst edecek gibi duruyor. Dinamik, güçlü ve sarsıcı. Dinlenmeye ve satın almaya değer bence. John Prakesh (vokal), Thomas Blunier (gitar), Thomas Muster (gitar), Dominik Paster (bas), Roger Tanner (davul)

Wolf – Legions of Bastards (2011) : Heavy Metal gruplarının azaldığı, alternatif rock ve grunge, ağlak metal gruplarının dolup taştığı müzik piyasasında doğru düzgün bir heavy metal grubu bulmak ne kadar zorlaştı artık. Hayır, eskiden böyle bir sıkıntımız yoktu. Her yer metaldi. Neyse ki son yıllarda İskandinav ülkelerinden çıkan metal grupları imdadımıza yetişti.  Stratovarius, Volbeat, Sabaton, Hammerfall, Dark Tranquillity, Dissection, Artillery, Dream Evil, Narnia, Wolf gibi gruplar heavy metal ve türevlerinde resmen ortalığı titrettiler. Her biri ayrı bir konu başlığı olabilecek düzeyde olan bu gruplardan İsveçli Wolf ‘u bir dinleyicim bana tavsiye etti. 1995 yılında kurulan ve günümüze kadar altı albüm çıkaran Kurt’lar heavy metalin örnek gösterilebilecek gruplarından biri olmaya aday bence. Vokal ve gitarda; Niklas Stålvind, bas gitarda; Anders Modd, davulda; Richard Holmgren ve gitarda; Simon Johansson ‘dan oluşan bu kurt sürüsü aslında  2000’de çıkartıkları “Wolf” ve 2002’de “Black Wings” albümlerinde öyle çok dikkate alınacak bir grup değildiler. Ne zaman ki üçüncü albümleri olan “Evil Star” (2004) çıkarıp Tankard ve Saxon gibi iki dev grupla turneye çıktılar, işte o zaman attıkları tohumlar filizlenmeye, yeşermeye başladı.  Hammerfest, Rockweekend Festival, Wacken Open Air  ve Muskelrocken Festival gibi önemli festivallerden de çağırılınca, Wolf, kendinden söz ettirmeye başladı.

Gerçek metal kalıpları içinde hızlı ritmik, gitar riffleri ve çalımları, hoş ve sıkı gitar soloları, lokomotif gibi işleyen bir davul, Rob Halford’u andıran bir vokal ve güzel bestelerden oluşan şarkılar; e daha ne olsun! Sonraki yıllarda “The Black Flame(2006), “Ravenous(2009), ve “Legions Of Bastards” (2011) ile toplamda altı albüm piyasaya çıkaran grubun en sevdiğim ve tavsiye ettiğim albümü  “Ravenous”. Albümdeki tüm parçalar heavy metalin damarlarındaki kandan meydana gelmiş. Bu albümde o naif gitar sololarını çalan Johannes “Axeman” Losbäck yok artık grupta ne yazık ki. Kurtlarla yaptığı 9 yıllık dansın sonunda zor da olsa gruptan ayrılmaya karar vermiş. Yerine gruba pek de uzak olmayan Simon Johansson dahil olmuş. Hiç önemli değil aslında, yeter ki içlerindeki heavy metal ateşi sönmesin.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.